Event-Driven Architecture: Servisler Birbirine Sormadan Nasıl Konuşur?

Event-driven architecture, yani olay odaklı mimari, servislerin birbirine doğrudan “bana şu veriyi ver” diye sormak yerine sistemde gerçekleşen değişiklikleri olay olarak yayınladığı bir yaklaşımdır. Bu yazıda event bus, producer, consumer, event log, replay, tutarlılık ve teslim garantileri gibi temel kavramları sade bir sistem tasarımı bakışıyla öğreneceksin.

Event-Driven Services: Servisleri Birbirinden Ayırmanın Güçlü Ama Riskli Yolu

Bu yazıda event-driven services yaklaşımının neden ortaya çıktığını, publisher-subscriber modelinin mikroservisler arasındaki bağımlılıkları nasıl azalttığını ve bu mimarinin hangi durumlarda tehlikeli hale gelebileceğini öğreneceksin. Özellikle request-response mimarisiyle karşılaştırınca, mesajlaşma tabanlı sistemlerin neden daha esnek ama daha dikkatli tasarlanması gereken yapılar olduğunu göreceğiz.

CDN Nedir? İçeriği Kullanıcıya Yaklaştırmanın En Pratik Yolu

Bir web sitesinin hızlı açılması çoğu zaman yalnızca uygulama kodunun iyi yazılmasıyla ilgili değildir. Kullanıcının isteği hangi sunucuya gidiyor, o sunucu kullanıcıya ne kadar uzak, içerik daha önce bir yerde saklanmış mı gibi sorular da performansı doğrudan etkiler. Bu yazıda CDN kavramını, yani Content Delivery Network yapısını, öncesindeki caching fikriyle birlikte sade bir şekilde öğreneceksin.

Caching: Hız Kazanmanın Bedeli ve Doğru Kullanımı

Bir sistemi hızlandırmak istediğinde akla gelen ilk tekniklerden biri caching olur. Bu yazıda cache’in ne işe yaradığını, neden her şeyi cache’e koyamadığımızı, cache hit oranının neden kritik olduğunu ve yanlış cache politikasının sistemi nasıl yavaşlatabileceğini öğreneceksin. Aslında bu çok basit: cache, tekrar tekrar yapılan işi azaltmak için sonucu bir yerde saklama fikridir. Ama işin zor kısmı “neyi saklayacağım, ne zaman güncelleyeceğim, dolunca neyi çıkaracağım?” sorularında başlar.

AI Destekli Kodlama Çağında Risk Neden Daha Erken Görülmeli?

AI destekli kodlama, yazılım ekiplerinin çalışma hızını ciddi biçimde artırdı. Bu yazıda, bu hızın güvenlik ve dayanıklılık açısından neden yeni bir risk modeli oluşturduğunu, klasik güvenlik kontrollerinin neden geç kaldığını ve “Shift Left Code Risk Intelligence” yaklaşımının geliştirici akışına nasıl yerleştiğini öğreneceksin.

Obsidian ile Yapay Zekaya İkinci Beyin Kurmak

Bu yazıda, düz Markdown dosyalarından oluşan bir Obsidian kasasını yapay zekayla nasıl organize edebileceğini öğreneceksin. Amaç sadece güzel görünen bir not sistemi kurmak değil; kendi bilgilerini, projelerini, araştırmalarını ve fikirlerini yapay zekanın da kullanabileceği bağlantılı bir bilgi ağına dönüştürmek. Aslında bu çok basit: Obsidian sana dosya tabanlı bir bilgi alanı verir, Markdown bu bilgileri sade metin olarak saklar, yapay zeka ise bu alanı senin yerine düzenler, ilişkilendirir ve büyütür.

Obsidian’a İlk Oturuşta Hakim Olmak: Notlardan Düşünce Ağına

Obsidian’ı öğrenmek ilk bakışta karmaşık görünebilir, ama aslında temel mantığı çok sade: düz metin dosyalarıyla çalışır, notları birbirine bağlar ve zamanla kişisel bir düşünce ağı kurmanı sağlar. Bu yazıda Obsidian’da vault oluşturmayı, ilk notları yazmayı, linkler ve backlink’lerle düşünceleri bağlamayı, Markdown kullanmayı, temel ayarları, temaları ve işe yarayan hotkey’leri öğreneceksin.

MCP Nedir? LLM’leri Gerçek İş Yapabilir Hale Getiren Standart

MCP, yani Model Context Protocol, son dönemde herkesin konuştuğu ama çoğu kişinin tam olarak yerine oturtamadığı kavramlardan biri. Bu yazıda MCP’nin neden ortaya çıktığını, LLM’lerin neden tek başına yeterli olmadığını, araçlarla entegrasyonun neden zorlaştığını ve MCP’nin bu karmaşayı nasıl standartlaştırmaya çalıştığını anlayacaksın.